İlginç bir roman.
Öncelikle dili enteresan. Enteresan kelimeler var, argovari. Ama argo mu değil mi anlamak güç. İlk sayfalarda " yazar burada ne demek istemiş " durumuna düşüyorsunuz ama ilerledikçe alışıyorsunuz bu kelimelere. Ve tüm kitap boyunca bu kelimeler devam ediyor, bu nedenle es geçmeyiniz..
Güneye tatile gittiğinizde mutlaka farketmişsinizdir. Büyük dericiler, kuyumcular, halıcılar vardır. Baya büyük geniş yerler : hatta halı sarayı, deri dünyası falan derler isimlerine. Türk turiste yönelik olmadığı her halinden bellidir. İşte roman, böyle bir kuyumcuda geçiyor. İçinde pek çok oda ve çalışan olan bir kuyumcu. Topaz Jewellery.
İşin kurdu olmuş tezgahtarların müşterileri nasıl tanıdıkları ve avladıkları anlatılıyor. Tezgahtarlar arası rütbe ilişkisi işin anlatılan bir diğer yanı. Tur operatörlerinin işe ne kadar dahil oldukları ve alınan komisyonlar ise işin başka bir yüzü. Olayımız, 2 çocuklu bir İsviçreli ailenin bir tur otobüsü ile beraber Topaz'ı ziyaretiyle başlıyor. Pazarlık kıran kırana gidiyor, satışlar yapılıyor, yapılamıyor, dönen dolaplar var, bu dolaplar işin sonunda kimin üzerine düşüyor ? Kimler dolap altında kalıyor ?
Güzel bir roman, konu çok spesifik gibi gelse de sizi içine alıyor ve sürüklüyor. Bu roman, birkaç sene önce oyunlaştırılmıştı. Tiyatro Dot tarafından. Şimdi olsa oyunu izlemek isterdim doğrusu.
Sunday, 9 September 2012
Thursday, 23 August 2012
Barış Bıçakçı - Aramızdaki En Kısa Mesafe
BB furyasına devam ama sanırım bundan sonra bir kısa ara vereceğim. Bu bir roman değil, kısa öyküler tadında hayatından kesitler vermiş yazarımız. Çocukluğunu, kardeşleriyle olan ilişkisini, Ankara'yı anlatmış, azar azar. Hayatı Ankara'da geçmişler için daha bir anlamlı olacak eminim bu satırları okumak. Kitap şu satırlarla bitiyor, çok doğru geldi bana :
Hiçbirşey göründüğü gibi hatta yaşandığı gibi değil ! Herşey hatırlandığı gibi ...
Barış Bıçakçı romanları MFÖ şarkılarını çağrıştırıyor bana nedense, bu vesile ile ( eminim kendisi de okuyacaktır bu satırları !) bir sonraki kitap adı olarak " Gözyaşlarımızı mı Bitti mi Sandın " ı öneriyorum. Bir sürükleyicilik ve hüzün var ikisinde de...
Hiçbirşey göründüğü gibi hatta yaşandığı gibi değil ! Herşey hatırlandığı gibi ...
Barış Bıçakçı romanları MFÖ şarkılarını çağrıştırıyor bana nedense, bu vesile ile ( eminim kendisi de okuyacaktır bu satırları !) bir sonraki kitap adı olarak " Gözyaşlarımızı mı Bitti mi Sandın " ı öneriyorum. Bir sürükleyicilik ve hüzün var ikisinde de...
Saturday, 4 August 2012
Barış Bıçakçı - Bizim Büyük Çaresizliğimiz
Uzun zamandır böyle akıcı, hem sürekli okumak istediğim hem de bitmesini istemediğim bir kitaba denk gelmemiştim.
Çetin ve Ender ve Nihal.. Umutsuz bir ask üçgeni, ama inanılmaz bir dostluk da var. Kelimeler süzülüyor, ifadeler hem çok esprili hem de inanılmaz doğal. Bir 300-500 sayfa daha olsa da okusak...
Çetin ve Ender aynı evi paylaşan otuzlu yaslarında iki dost. Başka bir arkadaşlarının kizkardesinin (Nihal) kendileri ile yasamaya başlaması ile olaylar başlıyor.
Monday, 30 July 2012
Zülfü Livaneli - Serenad
Maya Duran, İstanbul Universitesi'nde görevlibir halkla ilişkiler uzmanı.
Universitenin resmi konuğu olarak ilgilendiği bir Alman profesörle beraber hayatı değişiyor. Alman profesör Max Wagner'ın Nazi Almanya'sında Yahudi eşinden zorunlu ayrılığı ve yaşadıkları Maya Duran'ı da içine alıyor. Olaylar zinciri Almanya, Amerika'ya uzanıyor, Maya Duran'ın ve oğlunun hayatı değişiyor, ama daha iyiye, bu adam sayesinde...
Serenad, Zülfü Livaneli'nin sürükleyici ve keyif veren bir romanı.
Universitenin resmi konuğu olarak ilgilendiği bir Alman profesörle beraber hayatı değişiyor. Alman profesör Max Wagner'ın Nazi Almanya'sında Yahudi eşinden zorunlu ayrılığı ve yaşadıkları Maya Duran'ı da içine alıyor. Olaylar zinciri Almanya, Amerika'ya uzanıyor, Maya Duran'ın ve oğlunun hayatı değişiyor, ama daha iyiye, bu adam sayesinde...
Serenad, Zülfü Livaneli'nin sürükleyici ve keyif veren bir romanı.
Sunday, 24 June 2012
Barış Bıçakçı - Herkes Herkesle Dostmuş Gibi
Roman.
Birbirinin içine geçmiş - bağlantılı onlarca hikayeden oluşan bir roman.
Başlarken " bir dakika, bu kimdi, olay nasıl buraya ilerledi .. " gibi bir ufak bocalamadan sonra bu tekniğe alışıyorsunuz. Bir konudan hoop diğerine geçiyorsunuz, bağlantı noktası bir kişi: bu kişi bir öykünün yan karakteri iken hooop ana karakter oluveriyor.
Tek seferde bitirmek istedim.
Güzeldi.
Birbirinin içine geçmiş - bağlantılı onlarca hikayeden oluşan bir roman.
Başlarken " bir dakika, bu kimdi, olay nasıl buraya ilerledi .. " gibi bir ufak bocalamadan sonra bu tekniğe alışıyorsunuz. Bir konudan hoop diğerine geçiyorsunuz, bağlantı noktası bir kişi: bu kişi bir öykünün yan karakteri iken hooop ana karakter oluveriyor.
Tek seferde bitirmek istedim.
Güzeldi.
Sunday, 20 May 2012
Amy Chua - Kaplan Anne'nin Zafer Marşı
İlginç bir anı kitabı, özellikle çocuk yetiştirenlere, ebeveynlere...
Ama benim gibi " part-time yeğen bakımı " üstlenenlere de ilginç gelecektir.
Çünkü baş kahramanımız olan anne, insan görünümlü bir " kaplan ". Çinli ancak Amerika'da yaşayan bir annenin iki kızını yetiştirme serüveni, bu serüvendeki acımasızlığı, katılığı, azmi, çalışkanlığı, inadı ve belki özellikle biz Türklere göre abartması... Bu inanması güç acımasızlık ve ısrar müzik konusunda. Bir kızının piyano diğerinin keman eğitimi sürecini "bu kadar da olmaz" yorumları ile okuyorsunuz. Bir yandan da aslında bu yönlendirmenin Çin kültüründen geldiği konusunda da ek bilgilerle besleniyorsunuz. Sorumluluk, esas kültür ve genlerde yani ;)
Anne olan sevgili iş arkadaşlarımın serviste, kahvaltıda ellerinden bırakamadıkları bu kitabı siz de zevk ile okuyacaksınız. Uygulanabilir mi ? Evladına kıyamayan Türk annelerine bakınca bize biraz uzak gibi, bakalım siz ne diyeceksiniz ? ...
Ama benim gibi " part-time yeğen bakımı " üstlenenlere de ilginç gelecektir.
Çünkü baş kahramanımız olan anne, insan görünümlü bir " kaplan ". Çinli ancak Amerika'da yaşayan bir annenin iki kızını yetiştirme serüveni, bu serüvendeki acımasızlığı, katılığı, azmi, çalışkanlığı, inadı ve belki özellikle biz Türklere göre abartması... Bu inanması güç acımasızlık ve ısrar müzik konusunda. Bir kızının piyano diğerinin keman eğitimi sürecini "bu kadar da olmaz" yorumları ile okuyorsunuz. Bir yandan da aslında bu yönlendirmenin Çin kültüründen geldiği konusunda da ek bilgilerle besleniyorsunuz. Sorumluluk, esas kültür ve genlerde yani ;)
Anne olan sevgili iş arkadaşlarımın serviste, kahvaltıda ellerinden bırakamadıkları bu kitabı siz de zevk ile okuyacaksınız. Uygulanabilir mi ? Evladına kıyamayan Türk annelerine bakınca bize biraz uzak gibi, bakalım siz ne diyeceksiniz ? ...
Friday, 18 May 2012
Alfonso Signorini - Marilyn : Aşk… Ölene Dek
"Ünlü gazeteci Alfonso Signorini’nin kaleminden İtalya’da çok satanlar listesinde uzun süre bir numara kalan yepyeni bir biyografik roman"
2011'de bir Marilyn furyasıdır aldı başını gitti : Biyografik romanlar, Marilyn Monroe filmleri... Bu da biyografik romanlardan bir tanesi, biyografik romanlara - otobiyografilere bayıldığımı söylemiş miydim ?
Marilyn, tüm güzelliği ve ihtişamının yanısıra öyle zor bir hayata doğmuş ki, akıl hastalığı olan bir anne, parasızlık, yetiştirme yurtları, erken zoraki evlilikler... Ama hayat bu, ona güzel yüzünü de göstermiş, doğru insanlarla tanışmış ve bence de benzeri olmayan havası ve seksapelitesiyle büyük ün kazanmış...
Bu kitaptan sonra sıra Marilyn Monroe filmlerinden tekrar izlemeye geliyor... ;)
Subscribe to:
Posts (Atom)

.jpg)
