Thursday, 23 August 2012

Barış Bıçakçı - Aramızdaki En Kısa Mesafe

BB furyasına devam ama sanırım bundan sonra bir kısa ara vereceğim. Bu bir roman değil, kısa öyküler tadında hayatından kesitler vermiş yazarımız. Çocukluğunu, kardeşleriyle olan ilişkisini, Ankara'yı anlatmış, azar azar. Hayatı Ankara'da geçmişler için daha bir anlamlı olacak eminim bu satırları okumak. Kitap şu satırlarla bitiyor, çok doğru geldi bana :
Hiçbirşey göründüğü gibi hatta yaşandığı gibi değil ! Herşey hatırlandığı gibi ...

Barış Bıçakçı romanları MFÖ şarkılarını çağrıştırıyor bana nedense, bu vesile ile ( eminim kendisi de okuyacaktır bu satırları !) bir sonraki kitap adı olarak " Gözyaşlarımızı mı Bitti mi Sandın " ı öneriyorum. Bir sürükleyicilik ve hüzün var ikisinde de...

Saturday, 4 August 2012

Barış Bıçakçı - Bizim Büyük Çaresizliğimiz


Uzun zamandır böyle akıcı, hem sürekli okumak istediğim hem de bitmesini istemediğim bir kitaba denk gelmemiştim.

Çetin ve Ender ve Nihal.. Umutsuz bir ask üçgeni, ama inanılmaz bir dostluk da var. Kelimeler süzülüyor, ifadeler hem çok esprili hem de inanılmaz doğal. Bir 300-500 sayfa daha olsa da okusak...

Çetin ve Ender aynı evi paylaşan otuzlu yaslarında iki dost. Başka bir arkadaşlarının kizkardesinin (Nihal) kendileri ile yasamaya başlaması ile olaylar başlıyor.

Maalesef Çetin ve Ender için umutsuz bir ask, onların " büyük çaresizliği " aslında...


Monday, 30 July 2012

Zülfü Livaneli - Serenad

Maya Duran, İstanbul Universitesi'nde görevlibir halkla ilişkiler uzmanı.
Universitenin resmi konuğu olarak ilgilendiği bir Alman profesörle beraber hayatı değişiyor. Alman profesör Max Wagner'ın Nazi Almanya'sında Yahudi eşinden zorunlu ayrılığı ve yaşadıkları Maya Duran'ı da içine alıyor. Olaylar zinciri Almanya, Amerika'ya uzanıyor, Maya Duran'ın ve oğlunun hayatı değişiyor, ama daha iyiye, bu adam sayesinde...

Serenad, Zülfü Livaneli'nin sürükleyici ve keyif veren bir romanı.

Sunday, 24 June 2012

Barış Bıçakçı - Herkes Herkesle Dostmuş Gibi

Roman.

Birbirinin içine geçmiş - bağlantılı onlarca hikayeden oluşan bir roman.
Başlarken " bir dakika, bu kimdi, olay nasıl buraya ilerledi .. " gibi bir ufak bocalamadan sonra bu tekniğe alışıyorsunuz. Bir konudan hoop diğerine geçiyorsunuz, bağlantı noktası bir kişi: bu kişi bir öykünün yan karakteri iken hooop ana karakter oluveriyor.

Tek seferde bitirmek istedim.
Güzeldi.

Sunday, 20 May 2012

Amy Chua - Kaplan Anne'nin Zafer Marşı

İlginç bir anı kitabı, özellikle çocuk yetiştirenlere, ebeveynlere...
Ama benim gibi " part-time yeğen bakımı " üstlenenlere de ilginç gelecektir.
Çünkü baş kahramanımız olan anne, insan görünümlü bir " kaplan ". Çinli ancak Amerika'da yaşayan bir annenin iki kızını yetiştirme serüveni, bu serüvendeki acımasızlığı, katılığı, azmi, çalışkanlığı, inadı ve belki özellikle biz Türklere göre abartması... Bu inanması güç acımasızlık ve ısrar müzik konusunda. Bir kızının piyano diğerinin keman eğitimi sürecini "bu kadar da olmaz" yorumları ile okuyorsunuz. Bir yandan da aslında bu yönlendirmenin Çin kültüründen geldiği konusunda da ek bilgilerle besleniyorsunuz. Sorumluluk, esas kültür ve genlerde yani ;)

Anne olan sevgili iş arkadaşlarımın serviste, kahvaltıda ellerinden bırakamadıkları bu kitabı siz de zevk  ile okuyacaksınız. Uygulanabilir mi ? Evladına kıyamayan Türk annelerine bakınca bize biraz uzak gibi, bakalım siz ne diyeceksiniz ? ...




Friday, 18 May 2012

Alfonso Signorini - Marilyn : Aşk… Ölene Dek

"Ünlü gazeteci Alfonso Signorini’nin kaleminden İtalya’da çok satanlar listesinde uzun süre bir numara kalan yepyeni bir biyografik roman"

2011'de bir Marilyn furyasıdır aldı başını gitti : Biyografik romanlar, Marilyn Monroe filmleri... Bu da biyografik romanlardan bir tanesi, biyografik romanlara - otobiyografilere bayıldığımı söylemiş miydim ?

Marilyn, tüm güzelliği ve ihtişamının yanısıra öyle zor bir hayata doğmuş ki, akıl hastalığı olan bir anne, parasızlık, yetiştirme yurtları, erken zoraki evlilikler... Ama hayat bu, ona güzel yüzünü de göstermiş, doğru insanlarla tanışmış ve bence de benzeri olmayan havası ve seksapelitesiyle büyük ün kazanmış...

Bu kitaptan sonra sıra Marilyn Monroe filmlerinden tekrar izlemeye geliyor... ;)




İnci Aral - Şarkını Söylediğin Zaman

" Bu roman, Deniz ile Cihan'ın hüzünlü şarkısını anlatıyor " diyor arka kapak.

12 Eylül döneminden günümüze uzanan bir hikaye.
Üniversite.
Önce tek taraflı bir aşk.
Kavuşmama.
Siyasi olaylar, hapis günleri.
Bir bebek.
Ölüm.
Çok umulmadık ve ilginç bir ortak noktaları olan iki insan.
Tesadüfler.
Aşk.

İnci Aral'ın klasik çizgilerinden uzaklaşmadığı bir roman. Zevkle okuduğumu söyleyebilirim ama iz bırakan bir roman demek güç. Ben, okumanın edebiyatın en önemli özelliğinin insanların iyi zaman geçirmesini sağlamak, kişiyi mevcut dünyasından kopararak onu farklı bir kimliğe ve hayata taşımak, farklı bir kimlikle tanıştırmak olduğuna inanırım. Bundan sebep, bu romanın da okunmasını önerebilirim.

Not : "Sen Şarkını Söylediğin Zaman" klasik bir Türk Müziği eseriymiş, okurken bir de bu şarkıyı bir kez dinleyin derim..